16 Eylül 2022 Cuma

Elive OS

 Elive is based on Debian, so it inherits the stability and reliability that Debian is famous for. The customized Enlightenment desktop is ultra-fast and perfectly stable. You can count on Elive to work day after day without issues.


www.elivecd.org

12 Aralık 2020 Cumartesi

AŞI veya KOMPLO TEORİSİ

 Gün geçmiyor ki güzel ve yalnız ülkemin gündemi dolu olmasın.2020 yılının ilk günlerinden beri standart gündemimiz COVİD-19. Bunun sağına soluna, yanına  neler gelmiyor ki.

İlk virüs kaynaklı ölümü mart ayında açıkladı bakanımız. Onu izleyen nisan ayı günlük vaka ve ölüm sayısında rekor kırdığımız ay oldu. O aydan sonra da virüsü tanımaya başladık:

*Hafta sonu fazla mesai yaptığını,


*Gece saat 22.00'dan sonra azdığını,

*Yine geceleri saat 22.00'den sonra müzik duyarsa dayanamayıp dinleyenleri öptüğünü,

daha neler neler....

Mart 2020'den beri bakanımız vaka ve ölüm sayılarını indirimli açıklayarak bizi aşırı rehavete soktu. Kimimiz "Oğlum, bu virüs yalan. Doğru olaydı görürdük." dedi. Kimimiz "Hüseyin galiba bu defa Yaradan haklarından gelecek kafirlerin.." dedi. Kimimiz "Ahali oyuna gelme soyunu kurutacaklar." dedi, dedi de dedi.....

Haziran ayına geldiğimizde "Yeni Normal" diye bir şey gündeme bomba gibi düştü. Oteller açıldı, lokanta, kahvehane, Kafe, Nargile Salonu aklınıza gelebilecek her yer açıldı. Bize de şu kurallara uymak kaldı: MASKE-MESAFE-HİJYEN.

Bu 3 kuralın her üçü de bizim için o kadar zor ki. Biz sıcak, içten, samimi insanlarız. Her karşılaştığımızda tokalaşırız, sarılırız, öpüşürüz.... Namaza gideriz. Misafirliğe gideriz. Bayramlaşmaya gideriz. Yemeğe  gideriz. Birlikte temizlik yaparız, turşu kurarız ,yufka açarız. Meğer ne çok grup halinde yaptığımız iş ve etkinlik varmış. İşte biz bu haldeyken virüs fırsatı kaçırmadı. Sağlık bakanımız dahi ekim ayından itibaren sayıları gerçeklere uygun açıklamaya başladı. Bunda Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin geçen yıla göre karşılaştırmalı ölüm sayılarını açıklamaları etkili oldu sanırım.

Şimdi aralık ayındayız. Okullar da hala kapalı. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon öğretmen uzaktan eğitim yapıyor.

Bakalım hangi teori kendini gerçekleştirecek?

Soyumuzu kurutacaklar,

Nüfus planlaması mı yapacaklar,

Aşılama yapıp zihnimizi kontrol mü edecekler?

Az kaldı, bekleyip görelim.  Ha bir de beklemeden dönenler var onları virüs bile akıllandıramadı....




5 Aralık 2020 Cumartesi

 

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Ünlü ressam ve heykeltıraş Mikalenjelo,10-11yaşlarına kadar ailesinden ayrıdır,İtalya’nın bir kasabasındadır, ailesi Floransa’da. Sanatçı sütannesinin ve onun kocasını yanında büyür. Bu adam taş yontucusudur ve Mikalenjelo o çalışırken onu izlemektedir. Daha sonra ailesinin yanına döner ve eğitimine başlar. Floransa’nın en ünlü öğretmeni sonunda babasına şöyle der:”Oğlunuz Latince ve Yunanca öğrenmeyi reddediyor, ben eğitiminden affımı istiyorum.” Sonra, sonrası. Da Vinci kadar büyük bir sanatçı çıkar ortaya: İşte eğitim.

Eğitim elbette belirli kurallara bağlıdır. Belli bir içeriğe sahiptir. Ama öğrencinin yeteneklerini yadsıyarak bir yere varamayız.

Her eğitimin belli bir yaşı ve zemini vardır. Tüm eğitimlerin aynı yerde ve zamanda olması galiba yanlış.

Bir öğrenci hayatın yanlış bir kapısında olduğunu en erken üniversite sınavlarında olmadı mezuniyetten sonra fark ediyor. 18-25 yaş arası: Telafi edilemez bir hata ve yanlış.

Neden tüm öğrencilerimize üniversite okutmak istiyoruz,her ile neden bir üniversite açıyoruz? 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü mesajında Milli Eğitim bakanı da eğitimin kalitesinden söz etti. Eğitimin kalitesi.....Bir mal ya da hizmet hem her yerde olacak hem de kaliteli olacak. Bu eşitlikçi bir yaklaşım gibi geliyor aman sakın bir tuzak olmasın? Çünkü sermaye kendi ihtiyacı olan elemanı açtığı özel üniversitelerde son zamanlarda sayısı çoğalan özel meslek liselerinde yetiştiriyor. Yani 10-20 yıl sonra kimin doktor,mühendis,avukat,hemşire,diplomat,kaymakam,vali;kimin teknisyen,tekniker,ataşe olacağı önceden belli. Oysa Milli Eğitim Temel Kanunu ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir eğitim planlamasından söz eder. Ben de düşünüyorum........Hakkari’de, Şırnak’ta nasıl bir ihtiyaç vardır? O yörelerimizde bulunan nüfus ve onların eğitim ihtiyacı bu kadar fazla mıdır, yoksa........?????

Sizi bilmem ama dostlar, ben fena halde pireleniyorum. Neden mi,galiba biz bu filmin figüranlığından seyirciliğine düşürüldük. Ne dersiniz.....

14 Ekim 2010


2 Mayıs 2020 Cumartesi

23 NİSAN 2020

19 Mayıs 1919'dan TBMM'nin açılışına Bugün 23 Nisan 2020. Kurtuluş Savaşımızı yöneten meclisimizin açılışının 100.yılı. Ulusal egemenliğimizi tüm dünyaya ilan edişimizin 100.yıl dönümü.Kutlamak için nedenlerimiz öyle çok ki ama biz yine kutlamama gerekçeleri bulduk, son 20 yıl bunun örnekleriyle dolu.

2020 yılındaki meclis başkanı Şentop, Türkiye Cumhuriyetinin en tepesindeki,en yetkili, en sorumlu,en yardımsever,en dünya liderinin meclisin 100.yıl özel oturumuna katılmayacağını açıkladı.Diğer parti başkanlarına da çağrıda bulunarak gelmemelerini söyledi.İlginç bir yaklaşım ve açıklama.
Biz ülke, meclisinde aldığı kararlarla yönetilir sanıyorduk. Daha iki gün önce "Ceza İnfaz Yasası,bilinen adıyla,Af Yasası" için yapılan oturumlarda milletvekilleri oradaydılar.Yani mevcut meclis başkanımız iktidar yasa tasarıları görüşülürken CORONAVİRÜS'ün meclise uğramadığını mı anlatmak istiyor. Hoş İçişleri bakanımız da virüsün hafta sonları mesai yaptığını varsayıp ona göre önlemler almıyor mu.İlginç bir virüsle karşı karşıyayız.
Hepsini anladım da ME bakanının da bu koroyla birlikte şarkı söylemesi.
Galiba ülkede bakan,müdür,yetkili,sorumlu diye kimse yok bunun yerine GÖREVLİ var.
Sahi siz nerede görevlisiniz.

NORMAL,NORMALLİK,NORMALLEŞME

 normallik Hashtag On Instagram - Insta Stalker

Bugün içinde "normal" sözcüğü geçen cümleler kuralım ama bakalım normal nedir? Önce TDK sözlükteki tanıma bakalım,
1.sıfat Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun:
   
Fransızca bir sözcük, yani Fransızlar bize göre normal. Ya biz?
Osmanlı'nın son döneminden beri normalleşmek istiyoruz,Kurala uygun, düzgülü ve sistemli yaşamak istiyoruz. İstiyoruz da ne oluyor? İç isyanlar, ayaklanmalar;terör örgütlerinin faaliyet alanı olma,dış destekli askeri ve sivil darbeler;yetmedi savaşlar...
Son 20 yıldır da dilimizden düşürmüyoruz: Normalleşme yoluna girdik,normalleşiyoruz....
Sahi, kaç yüz yıldır anormalmişiz de haberimiz yokmuş....

13 Nisan 2020 Pazartesi

KORONA GÜNLERİNDE

Virüs fırsatçıları 'korona günlerinde aşk' 'koronalım'ı marka ...


         İnsanın bu karantina günlerinde aklına neler gelmiyor ki? Sanki daha çok kendini düşünüyor. Herkes sosyal medyada ama, gezdikleri yerlerin fotoğraflarını koyup hava atamıyorlar. Herkes evde. Bu kez de evde yaptıklarını paylaşanlar türedi. Yok ekmek yaptım, gevrek yaptım, resim yaptım,onu yaptım, bunu yaptım...
Hadi düşünelim o zaman, ödül kazanan çiftçinin öyküsünü.Nasıldı bakalım,  galiba şöyleydi:

         Her yıl yapılan hasat festivalinde bir de 5 bin dolarlık ödül verilmektedir. O yıl kazanan çiftçi ödülü diğer çiftçilerle paylaşır. Çünkü bu  ödül en iyi,en temiz,en organik ürüne verilen ödüldür.Sorarlar ona "Ödülü neden paylaştın?"diye. Verdiği yanıt ibretliktir:"Diğer çiftçilerin tarlalarıyla benim tarlam, biliyorsunuz, komşu. Onların ürünlerinin kalitesiz oluşu beni de etliler. O yüzden ödülü paylaştım. Yani ASLINDA KENDİMİ DÜŞÜNÜYORUM.

         İşte böyle galiba artık kendimizi düşünürken bile başkalarını düşünme günlerindeyiz. 
Ne dersiniz????

10 Mayıs 2017 Çarşamba

OKUMAZ-SA-K



OKUMAZSAK
         Çocuklar oynayarak öğrenir, doğru ama nerede oynayacak ve ne oynayacak ve neyi öğrenecekler günümüzde?
         Malum, artık bahçeli, müstakil evler yerine 3 oda 1 salon dairelerde blok blok yaşıyoruz.Gittikçe artan araç sayısı sokakta oynayan çocuk sayısını geçti.Her boş arsa çocuklar için oyun alanıydı,oysa, şimdi biz büyüklerin oyuncağı olan arabaların park alanı.
         Buna karşılık evlerimizin içi mi genişledi ne? Ancak dost bizi alışverişte görsün, görün de beni felsefesiyle aldığımız koca koca eşyalar evlerimizi de daralttı. Çocuklarımıza kala kala evin en küçük odası kaldı. Bu en küçük odada oyna, çalış,uyu,çalış, çalış dedik…
Dedik de sonuç ne oldu?
         Sıkılan, bunalan çocuklarımız çareyi genel ağ(internet)da buldular. Orada oyun oynuyor. Hem de yüzünü hiç görmediği oyun arkadaşıyla yazışarak, yardımlaşarak, vd..
         Kavramlar da onlardan anladıklarımız da değişti. Aile; sıcaklığı ile değil, okul; eğitim kalitesiyle değil sundukları olanaklar ölçüsünde değerli görülüyor.
         Herkes bağırarak konuşuyor. Anlaşılmak istiyor, dinlenilmek istiyor, saygı görmek istiyor.
         Peki kendi anlamaya çalışıyor mu, dinliyor mu, saygı gösteriyor mu?
         Tüm bunlar uzak bir ülkenin tanınmamış bir yazarının öyküsü olsaydı keşke, unutulmazdı. Unutarak kendimize, milletimize ve ülkemize yararlı mı oluyoruz?
         Gelin unuttuklarımızı anımsayalım
         Gelin kitap okuyalım!
         Gelin kitap okuyalım.